AYNI FİLMİ KAÇ KERE ÇEKERSİN?
Sema,
sabahın erken saatinde deli gibi çalan zil sesine uyandı. Hemen sabahlığını
üstüne geçirdi, terliklerini giyip koşar adım kapıya yöneldi. “Sabah sabah kim
böyle ısrarla kapıyı çalıyor ki?” diye merakla daha koridordan kapıya bağırarak
seslendi;
-“Kim ooo?”
dedi şaşkın bir sesle.
+"Aç
aç… benim Merve...”
Merve,
Sema’nın yıllardır aynı apartmanda oturduğu çok sevdiği komşularından biriydi.
İyi niyetli, sevdiği bir arkadaşıydı ancak çok sık bir araya gelemezlerdi.
Genellikle Merve’nin ev ile alakalı, çocuklar ile alakalı işleri olur, oradan
oraya koştururdu. Kendisinden yaşça küçük komşusunu kız kardeşi yerine koymuştu
Sema. Şimdiye kadar çat kapı geldiği de hiç görülmemişti o yüzden çok
telaşlandı tabi komşusu için.
-“Merve...
ablacım sabahın bu saatinde seni buraya getiren şey nedir?”
+”Bıktım
abla... İnan ki bıktım... Alıp başımı gideceğim buralardan. Her yeni bir
arkadaşlık kurduğumda annem, babam, eşim herkes üstüme geliyor. Resmen kaosa
sebep oluyor. Benim arkadaşlık kurmaya hakkım yok mu? İnsanlar çok garip, kimse
kimsenin mutlu olmasını istemiyor. Bir arkadaşım oldu diye çıkan bunca
tatsızlık inanılır gibi değil. Her defasında böyle oluyor? Yeter artık ben daha
fazlasını kaldıramayacağım… Başımı alıp gitmekten başka çarem var mı?” diyerek
göz yaşlarını tutamadı ve ağlamaya başladı.
-“Gittiğin
yere kendini de götürecek misin?” dedi Sema.
“Unutma sen
değişince dünya değişir… Sen değişmediğin sürece nereye gidersen git bu problem
seninle gelecek. Önce kendini geliştirmen, değiştirmen lazım. Yani aslında sana
yeni bir sen lazım..” dedi Sema.
İnsanlarla
ilişki kurmak Merve’nin en büyük hakkıydı... Merve de bunu zaten çok kez
deneyimlemişti ama hepsinde bir dengesizlik olmuş ve kötü sonlamıştı. Ailesi de
Merve’nin ne zaman yeni bir arkadaş edinse üzülüp, şikayetçi olmasından
kaynaklı artık yeni birisinden bahsedince hepsinin tüyleri diken diken oluyordu.
“Neee Ayşe mi? Nee Mert mi?” diyorlardı. Çünkü Ayşe çoğu kez arkadaşlarından ya
ihanete uğruyor ya da hep yarı yolda bırakılıyordu. Canın yanması artık
ailesini de üzüyordu. Tabi hayat herkese kendi yaşaması gerekeni sunacaktı. O da
böylelikle kıvam nedir, kıvamı en keyifli hayat da nasıl kullanabilirim bu
sebeple öğrenecekti artık. Sınırlarını koruduğunda aslında ne kimse yarı yolda
bırakabiliyor ne de Merve’nin üzülmesine sebep olacak durumlar gelişiyordu.
İnsan ilişkilerinde kıvamı tutturamadığında tıpkı yemeklerde olduğu gibi lezzetsiz bir tat almaya başlar. İnsanın tuza ihtiyacı var ama yemek yaparken miktarını arttırdığında, kıvamı tutturamadığında yenmez bir hale getirebiliyor. Bir kek yaparken kabarması için yumurta koyuyor ancak haddinden fazla yumurta koyduğumuzda o keki yenmez hale getirebiliyor. İnsan ilişkilerinde de tıpkı böyle değil midir? Eşimize değer vermemiz ilişkimiz için çok önemliyken haddinden fazla, her şeyden çok ona değer vermemiz, onu sıkıp bunaltmamız, ilişkimizin bozulmasına sebep olmuyor mu?
İnsana bu
hayatta birden fazla rol verilmiş. Bazı sahnelerinde anneyiz, bazı sahnelerinde
abla, bazı sahnelerinde evlat, bazı sahnelerinde arkadaş… Doğru sahnede doğru
rolü oynamadığında o filmi yanlış bir filme dönüştürebilir… Tüm ilişkileri de
tepetaklak olabilir. Bu sebeple ne kadar sahnelerinde ne kadar kıvamında
davranırsa insan o kadar da rolünün hakkını vermiş, mutlu ve dengeli bir hayat
sürmüş olur.
İnsanoğlu, yeryüzünde var olduğundan beri,
En büyük dostu ve düşmanı değişmedi.
Aynadaki kişi...



Gittiği yere insan kendini götürmeden gidebilir mi? ne kadar da can alıcı bir soru?
YanıtlaSiloysa insan ortam değiştirince her şey farklı olacak sanıyor... ne büyük bir aldanış...
Gerçekten, insanın tüm kararları, seçimleri, bakışları, meğilleri, sakınmalarına bağlı bir dünya var...
YanıtlaSilSen değişirsen dünya değişir...
sen kendini değiştirmeden dünya değişmeyecek...
YanıtlaSilemeğinize sağlık