NEYE DEĞER VERİYORUZ?

 NEYE DEĞER VERİYORUZ?

İnsanoğlunun yaşamını devam ettirebilmesi için bazı ihtiyaçları vardır. Hava, su, yemek yemek, barınmak, giyinmek... Bunlar bizim olmazsa olmaz gereksinimlerimiz. Hayat o kadar insanoğlunun lehinde ki… İhtiyaç duyduğumuz vitaminler ile mineraller, topraktan bize sunuluyor. Sebzeler, meyveler hepsi ayrı bir vitamin ve mineral deposu. Peki ya gücümüze güç katan proteinler, yağlar?

NEYE DEĞER VERİYORUZ?

Etrafımıza baktığımızda, var olan her şeyin insanoğluna hizmet etmek için bir görevi olduğunu görüyoruz.

En temel ihtiyacımız olan hava, her yerde. Su ise yer altı, yer üstü kaynakları ile sunuluyor bize. Vücut sistemimiz de bize sunulan  bu imkanlara en uygun şekilde seçilmiş. Peki bu ikramların karşılığında insandan beklenen ne olabilir?

İnsan, diğer tüm varolan canlıların arasında en ihtiyaçlı olan canlı.

Yemeye ihtiyacı var, ancak sevdiği yemeği yemeyi de istiyor…

Sevmeye ihtiyacı var, ama sevilmek de istiyor…

İlgi gösterirken birilerine, birileri de ona ilgi göstersin istiyor…

Birilerinin ihtiyacını giderdiğinde, teşekkür etsinler isteyebiliyor…

Canı sıkıldığında odasına çekilmek, gerildiğinde ise  tavır yapmak isteyebiliyor.

İçinde yaşadığımız sistem, ihtiyacımızı en kaliteli şekilde gidermemiz için dizayn olmuş.

Öyle ki en ihtiyacımız olan ise en yakınımızda…

Tavuk insanla yaşamaya meyilli, tavus kuşu değil…

Kuzu insanla yaşamaya meyilli, kurt değil…

İnek insanla yaşamaya meyilli, ayı değil…

Hava olmazsa, diye hiç düşündük mü? Düşünmeyi dahi düşünemeyeceğimiz kadar her yerde…

Su olmazsa, diye düşündük mü peki? Belki de düşünecek kadar susuz kalmadık hiç.

Yaratılan şeylere bakınca hepsinin ayrı bir görsel şölen olduğunu da görebiliriz. Çiçeklerden, böceklere, her türlü hayvana ayrı bir biçim verilmiş. Kuşların sesleri, suyun çağıldaması, yahut dalgaların çoşkusu, gök gürültüsü, rüzgârın fısıltısı… Mevsim geçişlerinde doğanın adeta kostüm değiştirmesi , güneşin doğuşu ve batışı, ayın bir hilal, bir dolunay olması… Hepsi ayrı bir anlam ve güzellik taşıyor.

NEYE DEĞER VERİYORUZ?

Var olan her şey, oluşturulan bu kusursuz sistem, insanın konforu için. Peki, insanoğlu buna karşılık ne yapıyor?  Bu kusursuz ekosistemle var olan dünya, nasıl insanın şikayet edeceği bir yer haline gelmiş olabilir?

Yine insanın kendisi yüzünden…

İnsan toprağı bozdu, topraktan yetişenler insanın sağlığını…

İnsan denizlerin dengesini bozdu, denizde yetişenler insanın sağlığını…

İnsan havayı kirletmek için türlü türlü icatlar yaptı. Kirli hava da insanın sağlını bozdu…

“Olmazsa olmazlarımız” olmaya başladı hayatlarımızda. Gıdaların en hazır versiyonunu almamız gibi hayatın da hep kaymak tarafları bizim olsun istedik.

NEYE DEĞER VERİYORUZ?

“Gıdamız şifamız, şifamız gıdamız” eskilerin hayatı iken, şimdilerin hayali…

Neydi bize yetmeyen, bunca imkanın içinde?

Hangi arayışın sonunda hak ettik hayatımıza bunca rafineriyi?

Daha çok keyif, daha çok tat ararken, kaçtı keyfimiz ve tadımız…

Sadece tadını değil, hayatın sırrını da kaçırdı insanoğlu.

Sır çok basitti aslında! Sır, payına düşene razı olmanda gizliydi. Sana verilenle mutlu olmak ve tabii ki şükretmek en içten duygularınla…


Her gerçek heybesinde bir bedel taşır...

İnsanların çoğu, o bedeli ödemek istemediği için gerçeği de reddeder...

Dolasıyla insan, mutlaka yüzleşeceği bedelelleri büyütmüş olur...

"Deneyimsel Tasarım Öğretisi" insanın gerçek amacını amaç edinmiştir.

Doğru karar alabilmek, doğru seçimler yapabilmek için insanı açık bir bilince yönlendirir. Problemlerin gerçek çözümlerine yönelik stratejiler verir.

"Kim Kimdir" ile başlayan, "İlişkilerde Ustalık" ve "Başarı Psikolojisi" ile devam eden programları insanların kendi dünlerine göre daha mutlu ve daha başarılı olmalarına katkı sağlar.

Yorumlar

  1. İnsanoğlu payıma düşene razı olmadığında kaybetti…🎈

    YanıtlaSil
  2. İnsanlar neden her şey varken bir o kadar daha doyumsuz?

    İnsanın düşünmesini sağlayan ve varoluş amacını da hatırlatan çok anlamlı bir yazı olmuş...

    Emeği geçen herkese teşekkürler ♥️

    YanıtlaSil
  3. İhtiyaçlarımızı bize en uygun şekilde karşılayabilmek ne güzel yazı kaleminize sağlık

    YanıtlaSil
  4. İnsan işte aç gözlü insan... Payına düşene razı olmayıp hep daha fazlası daha güzeli daha iyisi olsun Daha çok olsun diyen bir doymayan nefis var içerisinde insanın. İnsanın karnı doyar gözü doymaz dedikleri şey bu. Nefis doymaz hep daha fazlasını ister çünkü payına razı değil... O zaman rafineri başladı sanayi devrimi ile beraber. Toprak bozuldu Deniz bozuldu tohum bozuldu bitkiler bozuldu gıdalar bozuldu insan da bozuldu... Rafineriyi hayatımızdan ne kadar çıkarırsak o kadar iyi...

    Aklıma takılan soru şu.
    Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Türkiye'de fabrikalar açılmaya başlandı. İlk açılan fabrikalar, şeker fabrikası... neden acaba? Millet o kadar yoksulluk ve yoksulluk içerisindeyken tek derdimiz şeker miydi? Şeker aslında zehirdir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şuan şeker ekmek şuruplar soslar vs. insanı bozacak ne varsa olmazsa olmazı sofraların peki neden?

      Sil
  5. İnsan hep daha fazlasını istiyor.

    YanıtlaSil
  6. Ne kadar da nankörüz, bu kadar imkan sanki "zaten olması gerekiyor" gibi bakıyoruz. Tıpkı şımarık bir çocuğun "madem beni doğurdun bana bakmak zorundasın" demesi gibi..

    YanıtlaSil
  7. Emeğinize sağlık…yazı ile farklı bir yönden bakmak hayatımızdaki mucizeleri bir daha fark etmemizi sağlıyor…🌱

    YanıtlaSil
  8. Payına razı olabilmek o ne güzel bir aşama

    YanıtlaSil
  9. Sır payına düsene razı olmaktı...her şeyi özetlemiş...kaleminize sağlık

    YanıtlaSil
  10. Onca imkanın içinde mutsuzuz neden acaba? İşte bu yazı bunun cevabını veriyor. Teşekkürler. Ellerinize sağlık

    YanıtlaSil
  11. "Sır, payına düşene razı olmanda gizliydi" RABB'İM bu cümleyi uygulayacak ego nasip etsin

    YanıtlaSil
  12. payımıza düşenin hayrını algılamayı nasip etsin dilerim

    YanıtlaSil
  13. Şifamız gıdamız idi ama bozduk bize verilenleri... nasıl bozduk? hepimize yetmez daha fazla olsun daha iyi olsun daha besleyici olsun daha çok dayansın yazın yediğimizi kışın da yiyelim hep keyfimiz devam etsin hatta hiç hastalanmayalım diye artı vitaminler... sonrasında geçmişteki atalarımızdan daha zayıf ve dayanıksızız. Tek çeşitle doymayız diye Ramazan sofralarına bin bir çeşit yiyecek döktürdük. Gözümüz mü doymadı midemiz mi gönlümüz mü? Ya da gerçekten aç olan ne? Kim? Midem mi, kalbim mi, ruhum mu?

    YanıtlaSil
  14. Doğal olan ürünler insana tatsız gelmesi hazır gıdalardaki tad miktarının fazla olmasından kaynaklı. İnsan bir müddet bunları yemeyince doğal olandan lezzet almaya başlıyor

    YanıtlaSil
  15. Payına düşene razı olmamakla başladı her şey...Oysa bize sunulan ne yetmedi?

    YanıtlaSil
  16. Sır çok basitti aslında! Sır, payına düşene razı olmanda gizliydi. Sana verilenle mutlu olmak ve tabii ki şükretmek en içten duygularınla…
    Şükretmek, nasıl da kıymetli…
    Şükretmek, samimi şükretmek en içten duygularımızla…
    Emeğinize sağlık🤍

    YanıtlaSil
  17. Hep hikayelerin en güzel kımına talibiz. Kimse çalışılan, sırtından ter akıtılan bölümlere razı değil. Oysa bunlar paket halinde. Herkesin payında istediğim şey varsa istemediğim de var. Bi görebilsek

    YanıtlaSil

Yorum Gönder